ToLGMaN
10.09.2006, 14:44
Ebediyete Kadar Sürecek Bir Aşk Hikayesi..!
(Sunay Akın / 4 Nisan 2003, Hürriyet Gazetesinden Alıntı.)
Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.
İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale'den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!..
Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: “Seni seviyorum”... Arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe'ye bakarlarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir...
Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları "Evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık” diye takılırlar İsmail Türe'ye.
Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale Boğazı'ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından.
Yine bir gün, yirmiyedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale'den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına.
Ege Denizi'nden Boğaz'a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de...
Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir ... Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.
“Seni Seviyorum...”
Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:
“Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi...” Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek,karşılık verilmesini emreder. Yanındakilerin “Ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler: "ebediyete kadar..."
O gece, Üsteğmen İsmail Türe'nin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı'na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı “Naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale'nin karanlık sularında kaybolmuştur.
Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar'a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu'ya ulaşan ilk denizaltı olur.
Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır "Ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!..
derinsu.com
'Dumlupınar' uğur getirmedi
Çanakkale'de 81 denizcimize mezar olan denizaltının belgeseli, bir laneti de ortaya çıkardı: Dumlupınar ismi konan üç denizaltımız da, garip kazalar geçirdi

Savaş Karakaş'ın hazırlayıp sunduğu, ay sonunda da CNN Türk'te yayımlanması planlanan 'Dumlupınar' belgeseli, esrarengiz bir gerçeği de ortaya çıkardı.
Bugüne kadar pek bilinmeyen bu gerçek, Türk Deniz Kuvvetleri'ne alınan üç 'Dumlupınar' denizaltısının da başına talihsiz kazalar geldiği ve lanetli sayıldığı için bir daha hiçbir deniz taşıtına bu ismin verilmediği idi.
Türk Deniz Kuvvetleri'ne katılan ilk 'Dumlupınar' denizaltısı İtalyan yapımıydı. 1931'de envantere giren denizaltı, Haydarpaşa'da bir gaz tankerinin çarpması sonucu yandı. Kazada can kaybı olmadı. Denizaltı, 1949'da hizmet dışı kaldı.
İkisi ABD yapımıydı
1950'de bu kez ABD yapımı bir başka denizaltı daha alındı.
Buna da 'Dumlupınar' adı verildi. İkinci 'Dumlupınar', Türk denizcilik tarihinin en büyük facialarından birini yaşadı ve 1953 yılında Çanakkale Boğazı'nda İsveç bandıralı bir geminin çarpması sonucu battı. Kurtarma çalışmaları sonuç vermedi, 81 denizcimiz şehit oldu. Bu olaydan 19 yıl sonra 1972'de ABD yapımı bir başka denizaltı daha alındı ve diğerleri anısına ona da 'Dumlupınar' adı verildi. Ancak bu denizaltı da 1976'da yine Çanakkale Boğazı'nda bir Rus tankeriyle çarpıştı. Karaya oturtulan denizaltı, kazayı can kaybı olmadan atlattı. Bu üç talihsiz kazadan sonra 'Dumlupınar' ismi uğursuz sayıldı ve hiçbir deniz taşıtına verilmedi.
22'si kurtarılabilirdi
Bu arada belgeselde, 1953'te batan 'Dumlupınar', deniz dibinde, tahliye kapakları gibi bölümlerin detaylarıyla görüntülendi.
Yapılan incelemede, denizaltının bütün tahliye kapaklarının kapalı olduğu, hiçbir denizcinin dışarı çıkmadığı anlaşıldı. Denizaltının baştan yaralandığını belirten Karakaş, bulguları şöyle anlattı: "Baştakiler battı şamandırasını fırlatamamış bile. Bu bölümde bulunanlar muhtemelen boğularak ölmüşler. Kıç taraftaki 22 kişi ise, battı şamandırasını fırlatmışlar ama, o günkü koşullar nedeniyle kurtarılamamışlar."
milliyet.com.tr
(Sunay Akın / 4 Nisan 2003, Hürriyet Gazetesinden Alıntı.)
Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.
İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale'den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!..
Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: “Seni seviyorum”... Arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe'ye bakarlarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir...
Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları "Evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık” diye takılırlar İsmail Türe'ye.
Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale Boğazı'ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından.
Yine bir gün, yirmiyedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale'den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına.
Ege Denizi'nden Boğaz'a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de...
Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir ... Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.
“Seni Seviyorum...”
Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:
“Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi...” Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek,karşılık verilmesini emreder. Yanındakilerin “Ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler: "ebediyete kadar..."
O gece, Üsteğmen İsmail Türe'nin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı'na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı “Naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale'nin karanlık sularında kaybolmuştur.
Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar'a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu'ya ulaşan ilk denizaltı olur.
Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır "Ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!..
derinsu.com
'Dumlupınar' uğur getirmedi
Çanakkale'de 81 denizcimize mezar olan denizaltının belgeseli, bir laneti de ortaya çıkardı: Dumlupınar ismi konan üç denizaltımız da, garip kazalar geçirdi

Savaş Karakaş'ın hazırlayıp sunduğu, ay sonunda da CNN Türk'te yayımlanması planlanan 'Dumlupınar' belgeseli, esrarengiz bir gerçeği de ortaya çıkardı.
Bugüne kadar pek bilinmeyen bu gerçek, Türk Deniz Kuvvetleri'ne alınan üç 'Dumlupınar' denizaltısının da başına talihsiz kazalar geldiği ve lanetli sayıldığı için bir daha hiçbir deniz taşıtına bu ismin verilmediği idi.
Türk Deniz Kuvvetleri'ne katılan ilk 'Dumlupınar' denizaltısı İtalyan yapımıydı. 1931'de envantere giren denizaltı, Haydarpaşa'da bir gaz tankerinin çarpması sonucu yandı. Kazada can kaybı olmadı. Denizaltı, 1949'da hizmet dışı kaldı.
İkisi ABD yapımıydı
1950'de bu kez ABD yapımı bir başka denizaltı daha alındı.
Buna da 'Dumlupınar' adı verildi. İkinci 'Dumlupınar', Türk denizcilik tarihinin en büyük facialarından birini yaşadı ve 1953 yılında Çanakkale Boğazı'nda İsveç bandıralı bir geminin çarpması sonucu battı. Kurtarma çalışmaları sonuç vermedi, 81 denizcimiz şehit oldu. Bu olaydan 19 yıl sonra 1972'de ABD yapımı bir başka denizaltı daha alındı ve diğerleri anısına ona da 'Dumlupınar' adı verildi. Ancak bu denizaltı da 1976'da yine Çanakkale Boğazı'nda bir Rus tankeriyle çarpıştı. Karaya oturtulan denizaltı, kazayı can kaybı olmadan atlattı. Bu üç talihsiz kazadan sonra 'Dumlupınar' ismi uğursuz sayıldı ve hiçbir deniz taşıtına verilmedi.
22'si kurtarılabilirdi
Bu arada belgeselde, 1953'te batan 'Dumlupınar', deniz dibinde, tahliye kapakları gibi bölümlerin detaylarıyla görüntülendi.
Yapılan incelemede, denizaltının bütün tahliye kapaklarının kapalı olduğu, hiçbir denizcinin dışarı çıkmadığı anlaşıldı. Denizaltının baştan yaralandığını belirten Karakaş, bulguları şöyle anlattı: "Baştakiler battı şamandırasını fırlatamamış bile. Bu bölümde bulunanlar muhtemelen boğularak ölmüşler. Kıç taraftaki 22 kişi ise, battı şamandırasını fırlatmışlar ama, o günkü koşullar nedeniyle kurtarılamamışlar."
milliyet.com.tr