Tam Sürümünü Görmek İçin : Şu Çılgın Türkler

ToLGMaN
18.07.2006, 01:25


DİYOR Kİ:

Bu milletin evlatlarının fedakarlıkları, kahramanlıkları için ölçü bulunamaz. (1921)


Turgut Özakman, ‘Şu Çılgın Türkler’ kitabında yer almayan öteki çılgın Türklerin öykülerini anlatmaya başladı. O öykülerdeki ‘çılgın’ Türkler her pazartesi Hürriyet’te.

Millet malı


İLERDE Milli Eğitim Bakanı olan M. Necati Bey anlatıyor:‘Uzun yollarda kesintisiz süren bir akışla savaş alanlarına inen mübarek kağnı kafilelerine her zaman rast gelirdim. Görüntü hiç değişmezdi: Zayıf öküzlerin çektikleri cephane yüklü arabalar ve bunların başlarında yanık yüzlü, çıplak ayaklı kadınlar, ihtiyarlar hatta çocuklar. Çok defa yolun kenarına çekilir, onların geçişini gözlerim yaşararak seyreder, kağnıların gıcırtılarını ilahi bir musiki gibi dinlerdim.

Karlı bir gün Çerkeş önlerinde kağnılarla cephane taşıyan bir kadın kafilesine rast gelmiştik. Kafileye yaklaştık ve selamlaştık. Biz soğuktan yamçılar altında bile titrerken, tek yorganını arabaya örten bir ninenin çıplak ayaklarla karları çiğnediğini görünce içimde bir merhamet sızladı. Yorganını, arkasına sardığı peştamalın içinde ara sıra hıçkıran bir çocuğun üzerine değil de, niçin arabanın üzerine serdiğini sormak gereğini duydum.

KARDA ÇIPLAK AYAK

Sorumu garip bir tarzda karşıladı. Anlaşılan bu durumu konuşmaya değer bulmuyordu. Cevap beklediğimi anlayınca, kutsal bir şeye yaklaşır gibi kağnıya yaklaştı, yorganı aralayarak altındaki mermileri gösterdi:

‘Kar serpeliyor oğlum, millet malıdır, yazık, nem kapmasın.’

Uçlarından çekerek yorganı mermilere sıkı sıkıya sardı.

Az önceki merhametimden utandım.’

Bu nineyi her düşündüğümde aklıma gazete sayfalarından taşan hortum haberleri, vergi yüzsüzleri, millet malı yağmacıları geliyor. M. Necati Bey’le birlikte ben de bu mübarek ninenin tavrı karşısında utanıyorum.

Uçurumdan elleriyle top çıkardılar


ALBAY B. Sıtkı Kural anlatıyor:‘Sakarya Savaşı’nda 15. Skoda Obüs bataryası komutanıyım. Mangal Dağı’nın elden çıkacağı anlaşılınca bataryayı kuzeye doğru geri çekmem emredildi. Toparlanıp gün ışırken yola çıktık. Derin bir uçurumun kıyısındaki toprak yoldan geri gidiyoruz. Topları mandalar çekiyor. Geceki yağmurdan dolayı toprak ıslanıp gevşemiş. Topların ağırlığına dayanamayan toprak kaydı, dört topumuzdan sonuncusu, mandalarla birlikte uçuruma tekerlendi, çığlıklar, böğürtüler ve çatırdılarla uçurumun dibindeki derenin içine düştü.

MANDALAR ÖLMÜŞTÜ

Yamaç dik. Güçlükle aşağı indik. Mandaların yarısı ezilip ölmüş. Sağlar da yaralı. Bunları çözüp toptan ayırdık. Topu buradan kurtarıp yola çıkarmak ve bataryayı yeni mevziye yetiştirmek gerek. Düşmana top bırakılmaz. O da sancak gibi birliğin namusuna emanettir.

Ama elde ne vinç var, ne çelik halat, ne topu yukarı çekecek düzenek. Topa ve ta tepede kalmış olan yola bakakaldım. Ne yapacaktık? Aczimiz gözlerimi yaşarttı.

ÜZÜLME KOMUTANIM

Batarya Çavuşum Nuh Çavuş, ‘Üzülme komutanım’ dedi. ‘Biz evvel Allah ne yapar eder, bu topu yukarı çıkarırız.’

Nuh Çavuş’a güvenirdim ama topu yukarı çıkarmak imkansızdı. Ümitsizce kenara çekildim.

Çavuş gerektiği kadar asker topladı. Yamacı tonlarca ağırlığındaki topla birlikte tırmanacaklar. Yarısı, topun tutulabilecek yerlerinden tutup çekecek; yarısı elleriyle, omuzuyla, sırtıyla, göğsüyle koca topu yukarı doğru itecek.

ELLERİ PARÇALANDI

Nuh Çavuş’un komutuyla birlikte askerler ile top, yerçekimi ve dik yamaç arasında, tarifsiz bir boğuşma başladı. Askerlerin kasları kopacak gibi gerildi. Gözlerine kan oturdu. Bütün damarları kabardı. Yüzlerinden ter fışkırıyor, kemikleri çatırdıyor, elleri soyulup parçalanıyor, etleri ezilip çürüyor, bazılarının burnundan kan geliyordu. Güç toplamak için haykırıyor, tekbir getiriyor, ileniyor, uluyor, çırpınıyorlardı.

DÜŞMANA BIRAKMAYIZ

Topu ancak beş adım ilerletebilmişlerdi. Çavuş acıyla bağırdı:

‘Topu düşmana mı bırakacağız?’

Hep birden feryadı bastılar:

‘Hayır!..’

‘Haydi öyleyse!’

Bütün canıyla çabalayan askerlerden biri ağlamaya başladı. Bu ruh taşkanlığı birçoğuna yayıldı. Topa çılgın gibi sarıldılar, çığlıklar atarak, hırs, isyan ve öfkeyle ağlaya ağlaya o kocaman topu yamaç yukarı taşıyıp yola çıkardılar.

YÜZLERİ PARLIYORDU

Hepsinin avuçlarının derisi soyulmuş, ellerinin içi kan içindeydi, dizleri parçalanmıştı.

Ama topu kurtardıkları için yüzleri bir çocuk gülüşüyle parlıyordu. Biri topun üzerine çıkıp sala verdi. Cephane arabalarının yedek mandalarını alıp topa koştuk. Yeni görev yerimize yolladık.’

ToLGMaN
18.07.2006, 01:26
BİR BAYRAK İÇİN

Antep, Maraş ve Urfa, Mondoros Mütareke Anlaşması’na aykırı olarak önce İngilizler, sonra Fransızlar tarafından işgal edildi. İşgalcilerin ve silahlandırdıkları Ermenilerin saldırgan, onur kırıcı davranışları yüzünden patlayan olaylar hızla genişledi.

Antep gazi, Maraş kahraman, Urfa şanlı sanlarını bu dönemdeki olağanüstü direnişleriyle kazanmışlardır.

5 Kasım 1919 Cuma günü, yanında Ermeni bir tercümanla Antep’e gelen bir Fransız subayı, Akyol Karakolu’nun önünden geçerken karakolun üzerinde dalgalanan Türk bayrağını görüyor. Polise bayrağı indirmesini söylüyor. Polis bayrağı indiriyor.

Basit gibi görünen bu olay şehri ayaklandıracaktır.

Halkın şiddetli tepkisini gören Mutasarrıf ‘mücadele edip ölmeden bayrağın inmesine razı gelen’ polisin işine son veriyor. Halk ancak bayrak eski yerine çekilince sakinleşip dağılıyor.

İşgal kuvveti komutanı bu tepkinin anlamını kavradı mı?

Anlasa Antep’ten çekip giderlerdi.

ERMENİ KIZA HAVA OLSUN DİYE BAYRAK İNDİRDİ


Bir başka bayrak olayı da kısa bir süre sonra Maraş’ta yaşandı. Durumu denetlemek için yollanan Osmaniye askeri yöneticisi (guvernör) Andrea Maraş’a geldi. Bir Ermeni evine konuk oldu. Evin genç kızına yaranmak için cuma günleri Maraş Kalesi’nde dalgalanan Türk bayrağının bu cuma çekilmemesini emretti.

28 Kasım 1919 Cuma sabahı uyanan Maraşlılar kalede Türk bayrağını göremediler. Yerinde Fransız bayrağı vardı. Çılgına döndüler. Avukat Mehmet Ali Bey (Kısakürek) gazap içinde kaleme sarıldı, bir bildiri yazarak, halkı ‘al sancağı yeniden dalgalandırmaya’ çağırdı. Yazı elden ele dolaştı, çoğaltıldı. Maraşlılar Ulu Cami’ye ellerinde bayraklarla geldi.

NAMAZ BİLE KILMADAN DOĞRU KALEYE

Namaz kılmadan kaleye doğru yola çıktılar.

Kapılardan girerek, burçlardan atlayarak kaleyi doldurdular. Fransız jandarmalar binlerce Maraşlıyı görünce sindi. Biri kalenin bayrağını buldu, alkışlar arasında direğe çekti. Müjde silahları atıldı. Şehirde damlara, balkonlara çıkmış olan Maraşlılardan sevinç çığlıkları yükseldi.

Öğle namazını kalenin avlusunda kıldılar.

‘BEZ PARÇASI İÇİN’ DEDİ, DAYAĞI YEDİ

Guvernör, yaveri ve tercümanıyla hesap sormak için hükümet konağına koştu. Halk da gelmişti. ‘Bir bez parçası için bu kadar gürültü çıkarmak ne oluyor?’ diyen tercüman dövüldü. Hançerini çekip tercümana dayak atanların üzerine yürüyen yaveri de benzettiler. Guvernör Türklerin bayraklarına, onurlarına, bağımsızlıklarına uzanan elleri kırmaya kararlı olduklarını anladı mı?

Anlasa Maraş’tan çekip giderlerdi.

Antep, Maraş, Urfa ve Çukurova olaylarına sık sık değineceğim.

2’nci gün... Kurtkaya Tepesi


BÜYÜK Taarruz’da Türk cephesinin en sağındaki tümenlerin taarruz hedefleri arasındaki en önemlisi Kurtkaya Tepesi idi.

Tepe üç kat tel engelle çevrilmişti ve iyi tahkim edilmişti. Birinci günü Türk birlikleri iki kez taarruz ettilerse de tepeyi ele geçirmeyi başaramadılar.

Büyük Taarruz’un ikinci günü Yunan cephesinin yarılması şarttı. Kurtkaya’yı almakla görevli birlikler çok erkenden taarruza geçmeyi kararlaştırdılar. Asker hazırlık ve heyecan yüzünden gece uyumadı.

Saat 03.00’te hücum çıkış mevzilerine girdiler. Saat 04.00’te süngü hücumuna kalktılar. Düşman da korkudan uyumamıştı, tetikteydi. Türk hücumunu yoğun ateşle karşıladılar. Bölükler kurşun yağmuruna karşı düşman siperlerine akıyorlardı.

36. Alay’ın 6. Bölük Komutanı Bayburtlu Üsteğmen Agah bölüğünün önünde koşarken, ağırca yaralandı. Ama yaralanıp da geri kalacak zaman değildi. Yaralandığını görenlerin yalvarmalarına aldırmadı, elini yarasına bastırarak koşmaya devam etti. Tel örgüde açılan gedikten hışım gibi en önde geçti, elindeki bombayı savurarak ilk siperi temizledi.

Bölüğünün önünde uçar gibi Kurtkaya’nın en yüksek noktasına çıktı. Bir soluk alacak kadar durdu ve özlemle çevreye göz attı.

Vatan parça parça geri dönmekteydi.

Serseri bir kurşun alnını buldu.

Orada toprağa verdiler.

Vatanın bir parçası oldu.

Hava soğuk Mehmetçik yarı silahlı, yarım çarık


Birinci İnönü Savaşı sırasındaki Türk ordusu (Ocak 1921). İsmet İnönü anlatıyor:

Ocak ayında yağmurlu, tipili, insafsız bir hava.

Askerlerin çarıkları yarım, tüfeklerinin mekanizmaları uydurma, bu tüfekleri omuzlarına çeşitli bağlarla (ip vb.) asmışlar.

Süvariler yüklerini tekerlerindeki heybelere doldurmuşlar, küçük boylu, cefakeş Anadolu atları ile iç tehlikenin birinden dış tehlikeden birine yetişmeye çalışıyorlar.

Bir ordu ki nakliye kafilesi namına hiçbir vasıtası yok. Herkes caphanesini boynundaki fişekliğinde veya belindeki kütüklüğünde veya şalvarının cebinde taşıyor. Cephane mevcudu herkesin üzerindekinden ibaret.

Toplarımızın cephane kafilesi yok.


Yeni kurulmakta olan bu yarı silahlı, yarı çıplak ordu, hem Eskişehir’e doğru taarruz eden Yunan birlikleriyle İnönü mevziinde, hem isyan etmiş olan Ethem kuvvetleriyle Kütahya-Gediz’de savaşacak, ilkini def edecek, ikinciyi ezip dağıtacaktır.

ToLGMaN
18.07.2006, 01:27
Aylık popüler bilim, teknoloji ve kültür dergisi Focus, kapak konusunu
Cumhuriyet'in 82. yılında büyük anlam taşıyan kapsamlı bir dosyaya
ayırdı: 'İşte o çılgın Türkler...'

Kasım 2005 sayısında yer alan ve Turgut Özakman'ın danışmanlığında
hazırlanan dosyada gücünü Anadolu topraklarından alan bir ulusun, 'isimsiz
kahramanlar' albümünden insan manzaraları sunuluyor. İşte bazı çarpıcı
örnekler:

ERZURUMLU KARA FATMA

Asıl adı Fatma Seher olan 'Kara Fatma', Sivas Kongresi'nde Mustafa
Kemal'in karşısına dikildi: 'Kadın isem, Türk de değil miyim? Bana iş
göster!' Çoğunluğu kendisi gibi dul kalan kadınlardan oluşan 300 kişilik
müfrezesiyle üç meydan savaşına (İzmit ve batı cephesi) katılan bu
kahraman Türk kadını, bir savaş alanında birlik yöneten dünyanın ilk kadın
zabitiydi...

Cephaneyi boşalttı, şehit oldu

KÖPRÜLÜLÜ HAMDİ BEY

Mondros'tan sonra ordudaki silah ve cephaneler belirli depolarda
toplanmıştı. Köprülülü Hamdi ve Dramalı Rıza Beyler, Fransız askerleri
etkisiz hale getirip Gelibolu Akbaş'daki cephaneliği boşalttılar. 8.000
tüfek, 5.000 sandık cephane, 300 makineli tüfek. Ne yazık ki Biga
yakınlarında Yenice'de İngilizlerin örgütlediği Anzavur Ahmet çetesinin yaptığı
baskında hem silah ve cephaneler imha edildi, hem de Köprülülü Hamdi Bey
şehit oldu.

Amasra'da uçak monte etmişti

SAVMİ UÇAN

Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul'dan parça parça kaçırılarak
Amasra'ya getirilen uçağı monte edip hizmete sokan ilk Türk donanma pilotu.
İzmir'in işgali üzerine, üç pilot arkadaşıyla Üsküdar'dan Bilecik'e kadar
yürüyüp Kuvayı Milliye'ye katılan Savmi Bey, İzmir cephesinde donanma
pilotu olarak görev aldı. Kurtuluş Savaşı sırasında Rusya'dan gelen
silahları, bozuk bir taka ve bir deniz uçağı ile Anadolu'ya taşıdı.

Buraya kaçmaya gelmedik

DİYAB AĞA

İlk meclisin Dersim milletvekili Diyab Ağa'nın zabıtlardaki tek
konuşmasına, ordunun Sakarya Nehri'nın doğusuna çekildiği günlerde
rastlıyoruz. Düşman Polatlı'ya dayanmıştı ve meclisin Kayseri'ye taşınması
tartışılıyordu. Diyab Ağa kürsüye ilk ve son kez çıktı: 'Buraya savaşmaya mı,
yoksa kadınlar gibi kaçmaya mı geldik?' Bu konuşmadan sonra Meclis'in
Ankara'da kalmasına ve milletvekillerine birer tüfek dağıtılmasına karar
verildi.

Fabrikayı işçileriyle kaçırdılar

İMALAT-I HARBİYE GRUBU

Kurtuluş Savaşı sırasında ordunun araç ve mühimmat ihtiyacını
karşılamak amacıyla kurulan bu gizli örgüt, sadece silah ve mühimmatı değil;
Zeytinburnu, Tophane ve Bakırköy'deki askeri fabrikaları da tezgáh ve
işçileriyle birlikte Ankara'ya kaçırdı. Bugünkü Ankara Garı'nın bulunduğu
yerde kurulan atölyede kadınlar çalışıyor; çocuklar ise cephedeki
siperleri dolaşıyor, yakılan mermilerin kapsüllerini toplayıp tekrar
doldurulması için bu atölyelere getiriyorlardı.

Sandalla yelkenli ele geçirdiler

FETHİYE DENİZ GRUBU
Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci güçlere karşı oluşturulan yöresel
örgütlerden Fethiye Deniz Grubu'nun komutanı, Binbaşı Ahmet Necip'ti.
Kurulduğu sırada 12 mavzer ve bir makineli tüfeğe sahip olan grup,
Yunanlıların denizdeki kábusuydu. Sandallarıyla Yunanlılardan 9 tonluk Bodrum,
13 tonluk İzmir yelkenlilerini ele geçirdikleri gibi, Yunan kruvazörü
Helles'i Fethiye Koyu'nda saatlerce kovalamışlardı!

463'lük sınıftan 54 kişi kalmıştık

YÜZBAŞI SELAHATTİN (YURTOĞLU)

İlhan Selçuk'un, Yurtoğlu'nun 18 cilt tutan günlüklerinden yararlanarak
romanlaştırdığı Yüzbaşı Selahattin'in öyküsünde, Balkan Savaşlarından
Kurtuluş Savaşı'na dek sayısız cephede yok olan bir kuşak anlatılır.
Romanın sonunda Yüzbaşı Selahattin şöyle der: 'Bizim sınıf 422 piyade, 41
süvari çıkardı. 1930'da, yani 20 yıl sonra, Dolmabahçe'deki mezuniyet
yıldönümünde 54 kişi kaldığımız anlaşılmıştı...'

Mermi taşıdı, okuma yazma öğretti

SATI ÇIRPAN

Millet mekteplerinde okuma yazmayı öğrenen Satı Çırpan, Kurtuluş
Savaşı'nda cepheye sırtında mermi taşımış bir kadındı. 1934 yılında Mustafa
Kemal Atatürk'ün kadınlara seçme ve seçilme hakkını vermesiyle, meclise
giren ilk 18 kadın milletvekilinden biri olmuştu.

Wilson'un istemediği Ankara vekili

ALFRED RÜSTEM BEY


Milli mücadelede Mustafa Kemal'in yanında yer alan Polonya kökenli
devlet adamı. 1914'te Osmanlı İmparatorluğu'nun Washington büyükelçiliğine
atanan Alfred Rüstem Bey, Amerikan Kongresi'ne gelen Ermeni meselesiyle
mücadele eden ilk diplomatımız oldu. Ancak onun yöntemleri farklıydı;
ABD'nin Filipinler'deki katliamlarını ve o tarihlerde zencilere karşı
geçerli olan apartheid kurallarını çok sert bir şekilde eleştirmiş,
Başkan Wilson'u zor duruma düşürmüştü. Amerika'da 'istenmeyen adam' ilan
edilen Alfred Rüstem Bey, Sivas Kongresi'ne katıldı ve ilk mecliste Ankara
milletvekili olarak yer aldı.

eAgLe_aLi
19.07.2006, 20:36
sitenin kralını yapmışsın be aga yaaa

ToLGMaN
19.07.2006, 23:30
saol elimizden geleni yapmaya calısıyoruz

kermit
24.07.2006, 14:48
aga yukardakileri okumadım ama belli ki güzel şeyler yazıyo eline sağlık

eAgLe_aLi
31.07.2006, 16:45

tabiki


eAgLe_aLi
31.07.2006, 16:45
yaptığımız zaman işte böyle oluyo

matkap
01.08.2006, 18:33
helal olsun şu türklere

eAgLe_aLi
02.08.2006, 12:25
yaa bide şimdi olsa....

Crazy|BOY
08.08.2006, 11:25
evet site çok güzel ve üye sayısı hızla artıyor