|
|
The Kop!
Liverpool’un 18 senedir devam eden şampiyonluk hasreti, dünyanın dört bir yanındaki futbolseverleri İngilizler kadar ilgilendirmez. Liverpool demek farklı bir şey demektir çünkü... Ülkemizde bile topluluk içersinde ‘’Liverpool’u destekliyorum’’ demek, ‘’Chelsea’yi seviyorum’’a karşılaştırılınca size baya puan getirir. Böyle bir eğilim oluşmuştur işte. Nedenleri mi? Bence basit… Başarı geleneği, simgeleşmiş figürler ve duygusal tatlar…
Onlar ne Chelsea gibi 2004’te hayatımıza girmiş, ne de United gibi en nefret edilen olmuşlardır. Duygu yoksulluğunun her geçen gün arttığı futbolda, Liverpool’un Anfield Road’u; geleneklerle devam eden hislerin adeta bir banka gibi saklanıp, değerlendiği alan olmuştur. İşte bu kurtarılmış bölgenin en önemli simgesi de ‘’Kop’’ tribünüdür.
Şampiyonlar Ligi’nden elenmiş Barcelona’nın taraftarlarına bile maç sonunda bağıra çağıra “You Will Never Walk Alone”’u söylemeye iten şey de bu tribünün yarattığı duygu sağanağıdır. Liverpool’a Devler Ligi’nde iki kez kaybeden Chelsea Menajeri Jose Mourinho’ya bile o gücün varlığını, tribünden sahaya yayılan bu enerji kabul ettirmiştir işte…-ki Mourinho bir şeyi kolay kolay kabul etmez-
Kop, başta İngiltere olmak üzere, Fransa’dan Hollanda’ya, Macaristan’dan Hırvatistan’a kadar birçok ülkede kale arkasında yer alan, tek kattan oluşup stadyumun diğer tribünlerinden bağımsız inşaat yapısına sahip tribünler için kullanılan bir terimdir.
Futbol dünyasında kelime olarak en çok Liverpool ile özdeşleşen Kop’un tarihsel geçmişi ise Liverpool’dan bağımsız bir noktaya işaret eder. Kısaca “The Kop” olarak bilinen ancak tam ifadesiyle “Spion Kop” sözcüğünün bir asırdan daha uzun bir geçmişi vardır.
Afrikaans olarak bilinen ve genel olarak Güney Afrika’da konuşulan bir Hollanda lehçesinden gelen Spion, gözetlemek kelimesinden türetilmiştir. Kop ise bir yükseklik, çıkıntı veya tepecik anlamındadır. Bu iki kelimenin birlikteliğinin kaderini çizen ise Güney Afrika’daki Spion Kop Dağı’dır.
Spion Kop Dağı, Ekim 1899’dan Mayıs 1902’e kadar süren; Güney Afrika’daki elmas ve altın madenleri için Britanya Krallığı ile kökeni Hollanda’ya dayanan “Boer”leri karşı karşıya getiren İkinci Boer Savaşı’na mekan olmuştur. ‘’Spion Kop’’, dağ yamacında askerlerinin duruş düzenindeki görünümlerini anlatan bir ifadeden yola çıkarak bu dağa isim olarak konmuştur.
Britanya askerlerinin bu dağın yamacında arka arkaya dizilmeleri sonucu oluşan silüet, 1904 yılında Woolwich Arsenal'in Manor Ground’taki bir maçını izlemek üzere bir yükseltinin üzerinde sıra sıra dizilen taraftar topluluğunun silüeti ile eşleşince; yerel bir gazete futbola dair ilk ‘Spion Kop’ terimini üretmiştir.
İki yıl sonra ise bu terim ‘Liverpool Echo’ editörü Ernest Edwards’ın bir yazısı ile ilk kez Liverpool’un yeni hizmete giren ‘’açık hava toprak tepeciği’’ için kullanılır. Bu görünüşün, bu isim ile ölümsüzleşmesinde Liverpool kökenli çok sayıda Britanya askerinin söz konusu savaşta ölmüş olmasının da payı büyüktür elbette...
İlk yıllarında 20 bin seyirci kapasitesi ile Liverpool’un sırtını dayadığı veya koşarcasına varmaya çalıştığı Kop Tribünü, 1928 yılında mimar Archibald Leicht tarafından yapılan yeni düzenlemeler ve çatı sistemiyle artık Anfield Road’a karakter kazandıran en önemli parça olur. Kapasitesi 28 bine çıkan ‘’The Kop’’ bu kapasitesi ile o dönem için İngiltere’nin en büyüğüdür.
Kop’un büyüklüğünü sadece kapasitesi ile ölçmek bazen yetersiz de kalabilir. 87-88 sezonun başlamasından önce Kop tribününün iflas eden kanalizasyonunun sezonun açılmasını dahi erteleyebilecek bir büyüklük ve öneme sahip olduğunu da belirtelim. 1989’da Nottingham Forest ve Liverpool arasında Sheffield’da oynanan FA Cup yarı final maçında yaşanan ve tarihe Hillsborough faciası olarak geçen olayda kapasite üzerinde seyirci alımı sonucu 96 Liverpool taraftarının hayatını kaybetmesi sonrası Kop da saha ile tribünü ayıran tellerden kurtulur ve tamamen koltuklu hale getirilir.
1993 yılında tekrar düzenlemeye tabii tutulan ve eski teras bölümü yıkılan The Kop’un inşaa süreci bu tribünden hatıra almak isteyenlere de çok büyük bir imkan yaratır. Yıkılan tribüne ait basamaklardan kopan bazı parçalar Liverpool’lu taraftarlar tarafından anı olarak evlere götürülür, torunlara hatıra olarak bırakılır.
Şu an itibariyle 12 bin 409 kişilik bir kapasiteye sahip olan Kop tribününü, seyirci ile bir birbirine yapıştıran tutkal ise kuşkusuz “You Will Never Walk Alone”* şarkısıdır.. Kop sakinlerinin atkılarını açarak üzerini bir yorgan gibi örttükleri tribünden yükselen Gerry & Pacemakers’ın bu şarkısı bir futbol takımı ve tribünüyle özdeşleşmeyi sağlayan en tesirli parça olmayı da başarır. Bryan Adams’ın Chelsea için bestelediği ve Chelsea politikasıyla da fazlasıyla uyumlu “We’re Gonna Win”** şarkısı ise bu anlamda Liverpool’a rakip olmaktan uzaktır.
Şu sıralar tüm mesailerini Amerikalı sahiplere ateş püskürerek ve menajer Rafael Benitez’e kol kanat gererek geçiren Liverpool seyircisi önümüzdeki birkaç yıl içinde yine şampiyonluk göremeyecek belki. Ancak topu kalenin içersine doğru bir girdap gibi çektiğine inanılan Kop Tribünü, varlığı ile futbolun ruhunu beslemeye devam edecek.
* ''Asla yalnız yürümeyeceksin'' ** ''Kazanacağız''
|
15.08.2008, 13:54 tarihinde, Maximiliano tarafından düzenlendi.